Klinik Psikolog Melike Ekizler

Kemal’in Füsun’a duyduğu şey, klasik anlamda bir aşk olarak okunabilir; fakat psikanalitik açıdan bakıldığında burada daha karmaşık bir yapı işler. Orhan Pamuk, Kemal üzerinden yalnızca arzuyu değil, arzunun ötesine geçen bir deneyimi -jouissance’ı- görünür kılar. Kemal, Füsun’a kavuşmayı değil, onu arzulamayı sürdürmeyi seçer. Arzu, tatmin edilmesi gereken bir ihtiyaç olmaktan çıkar; askıya alınması gereken bir hareket hâline gelir. Çünkü arzu tamamlandığında, özne için bir kapanma riski doğar. Kemal bu kapanmayı istemez.

Melankoli, çoğu zaman “yoğun üzüntü”, “kendini suçlama” ya da “depresif çökkünlük” olarak düşünülür. Günlük hayatta da çok kez insanların “Bu aralar melankoliğim.” “O da çok melankolik ya.” “Melankolikliği seviyorum.” Gibi cümleler kurduğuna şahit oluyoruz. Peki psikanaliz ne diyor bu melankoli hakkında? Psikanalitik olarak mesele, yalnızca bir duygu durumu değildir. Lacan’ın açtığı hat üzerinden düşünürsek, melankolide temel sorun kayıp yaşanması değil, kaybın özneyle ayrışamamasıdır.

Freud’un travma kuramı, özellikle “Ani ve beklenmedik bir tehdit karşısında hissedilen yoğun korku” (“Schreck”) ve “Tekrarlama Zorlantısı” (“Wiederholungszwang”) üzerinden şekillenir. Freud, “Travma Sonrası Nevroz Üzerine” (1895) ve “Haz İlkesinin Ötesinde” (1920) metinlerinde, travmayı, öznenin zihinsel savunmalarını aşan ani ve beklenmedik bir uyarım fazlalığı olarak tanımlar. Bu fazla uyarım, bilinçdışı tarafından işlenemez ve sembolize edilemez hale gelir. Freud’un örneğinde, savaş nevrozlarında olduğu gibi, kişi yaşadığı travmatik deneyimi doğrudan hatırlayamaz, ancak rüya, semptom veya tekrar eden davranışlar yoluyla bilinçdışında bu olayın izlerini taşır.

Rüyalar, psikanalizden çok önce de insanların ilgisini çeken ve üzerine düşünülen bir konu olmuştur. Tarih boyunca insanlar rüyalarının anlam taşıdığına inanmışlardır. Aristoteles, MÖ 4. yy'da, Rüyalar Üzerine (De Divinatione per Somnum) adlı eserinde, rüyaların doğaüstü mesajlar değil, duyusal deneyimlerin bir devamı olduğunu savunur. Ona göre rüyalar, insan zihninin uyku sırasında bile çalışmaya devam ettiğinin bir göstergesidir. Platon, Devlet (Politeia) adlı eserinde, rüyaların ruhun farklı yönlerini ortaya çıkarabileceğini tartışır. Bireyin iç dünyasındaki ahlaki ve ruhsal dengeyi anlamak açısından önemli ipuçları taşıdığını savunur.